
29 Ağustos 2026
“İngilizceyi Anlıyorum Ama Konuşamıyorum” Sorunu Nasıl Çözülür?
“İngilizce söyleneni anlıyor ama cevap veremiyor.”
“Kelime bilgisi iyi ama konuşmaya gelince donup kalıyor.”
“Evde biliyor, öğretmeni sorunca söyleyemiyor.”
Bu cümleler birçok veliye tanıdık gelebilir.
Aslında İngilizceyi anlamak ile İngilizceyi üretmek aynı beceri değildir. Bir kelimeyi okuduğumuzda veya duyduğumuzda tanımak, ihtiyaç duyduğumuz anda o kelimeyi zihnimizden bulup bir cümle içerisinde kullanmaktan daha kolay olabilir.
Bu nedenle çocuğunuz İngilizceyi anlıyor ancak konuşmakta zorlanıyorsa bu her zaman “İngilizcesi yetersiz” anlamına gelmez. Çoğu zaman sorun, bildiklerini aktif olarak kullanmak için yeterince fırsat bulamamasıdır.
1. “Biliyor” olması, hemen “kullanabiliyor” olduğu anlamına gelmez
Bir öğrenci apple, banana, strawberry, orange kelimelerinin tamamını gördüğünde tanıyabilir.
Ancak ona aniden:
“What fruit do you like?”
diye sorduğumuzda cevap vermekte zorlanabilir. Çünkü bu kez yalnızca kelimeyi tanıması değil;
soruyu anlaması → uygun kelimeyi hatırlaması → cümleyi oluşturması → söylemesi
gerekir. Dolayısıyla öğrencinin bildiği İngilizceyi aktif İngilizceye dönüştürmesi gerekir.
Bunun yolu da yalnızca daha fazla kelime ezberlemek değil, öğrendiği dili tekrar tekrar kullanmaktır.
2. Her hatayı anında düzeltmek konuşmayı zorlaştırabilir
Çocuk:
“She go to school...”
dediğinde hemen:
“Hayır! She goes olacak.”
dersek gramer açısından doğruyu göstermiş oluruz ama yanlış bir yolla!
Fakat bunu her cümlede yaptığımızda çocuk zamanla konuşurken şunu düşünmeye başlayabilir:
“Yanlış söylersem?”
Sonrasında konuşmadan önce zihninde sürekli kontrol yapmaya başlayabilir.
Doğru zaman mı?
-s koyacak mıydım?
Bu kelime doğru mu?
Ve sonunda bildiği halde konuşmayabilir.
Her hatanın görmezden gelinmesi gerektiği anlamına gelmez. Öğretmen önemli hataları uygun zamanda ele alabilir; ancak iletişimin ortasında her küçük hatayı kesmek, akıcılığın gelişmesini zorlaştırabilir.
3. Önce “doğru konuşmak” değil, “konuşmaya cesaret etmek”
Özellikle başlangıç seviyesinde çocuğun ilk hedefi kusursuz cümleler kurmak olmamalıdır.
Örneğin:
Teacher: What did you do yesterday?
Çocuk:
“Yesterday... park... my mom...”
diyorsa bunu doğrudan başarısızlık olarak görmemeliyiz.
Öğretmen:
“Oh, you went to the park with your mom!”
diyerek doğru modeli doğal biçimde verebilir.
Böylece çocuk:
❌ “Yanlış söyledim.”
yerine:
✅ “Beni anladı ve nasıl söyleyeceğimi de öğrendim.”
deneyimini yaşar. Bu küçük fark, konuşma özgüveni açısından oldukça değerlidir.
4. Konuşmayı “What is this?” seviyesinde bırakmayın
Çocuklarla İngilizce çalışırken sürekli:
What is this?
What color is this?
How many...?
gibi tek cevaplı sorular kullanmak başlangıç için yararlıdır.
Ama bir süre sonra soruları genişletmek gerekir.
Örneğin bir köpek görseli üzerinden:
What is this?
→ A dog.
What color is it?
→ Brown.
Sonra:
Do you like dogs? Why?
Do you have a pet?
Would you like to have a dog?
What would you name it?
gibi sorulara geçilebilir.
Çünkü konuşma becerisi, yalnızca doğru kelimeyi söylemekle değil, kendi düşüncesini İngilizce ifade etmeye çalışmakla gelişir.
5. Cevap vermesi için çocuğa zaman tanıyın
Bu küçük detay çok önemli.
Çocuğa İngilizce bir soru sorduktan sonra birkaç saniye cevap gelmediğinde hemen:
“Hadi, biliyorsun.” demek veya cevabı söylemek cazip gelebilir.
Ama çocuk o sırada soruyu anlamlandırıyor ve söylemek istediği kelimeleri zihninde arıyor olabilir.
Biraz bekleyin. Gerekirse cevabı söylemek yerine küçük bir ipucu verin.
“What did you eat for breakfast?”
Çocuk düşünüyorsa:
❌ “Eggs mi yedin?”
yerine:
✅ “I ate...”
diye başlangıç verebilirsiniz.
Cümlenin geri kalanını onun tamamlamasına fırsat verin.
6. Evde “konuşma pratiği” yapmak için İngilizce bilmeniz gerekmiyor
Veliler bazen:
“Ben İngilizce bilmiyorum, çocuğuma nasıl yardımcı olacağım?”
diye düşünüyor.
Çocuğunuzla İngilizce öğretmeni gibi ders yapmanız gerekmiyor.
Örneğin o hafta öğrendiği konuyla ilgili size 3 İngilizce cümle öğretmesini isteyin.
“Bugün öğretmeninle ne öğrendiniz? Bana da öğretir misin?” diyebilirsiniz.
Bu kez çocuk öğrenci değil, öğreten kişi olur ve size öğretmeye çalışırken aslında kendisi tekrar yapar.
7. Dinleme ve konuşmayı birbirinden tamamen ayırmayın
Konuşabilmek için çocuğun doğal İngilizce örneklerine de ihtiyacı vardır.
Yaşına ve seviyesine uygun;
🎵 şarkılar,
🎬 kısa videolar,
📖 hikâyeler,
🎧 basit diyaloglar
kullanılabilir.
Fakat yalnızca izlemek yerine sonrasında küçücük bir üretim isteyin.
Örneğin bir hikâyeden sonra:
Who is your favorite character?
Was the story happy or sad?
What happened?
gibi birkaç soru yeterlidir.
Böylece: dinle → anla → cevapla → kullan döngüsü oluşmaya başlar.
🌱 Küçük bir hedef belirleyin
“Akıcı İngilizce konuşsun.”
çok büyük ve belirsiz bir hedeftir.
Onun yerine:
Bu hafta kendini 5 cümleyle tanıtabilecek.
Sonra:
Sevdiği şeylerden bahsedebilecek.
Sonra:
Dün ne yaptığını birkaç cümleyle anlatabilecek.
Sonra:
Bir görsel hakkında kendi cümlelerini oluşturabilecek.
Küçük hedefler biriktikçe çocuk kendi gelişimini de görmeye başlar.
English with Dilara'dan küçük bir hatırlatma!
Bizim için konuşma dersinde en değerli cümle her zaman gramer açısından kusursuz olan cümle değildir.
Bazen öğrencinin çekinerek söylediği ilk:
“Teacher, I think...”
cümlesi çok daha değerlidir. Çünkü önce konuşmaya cesaret, sonra akıcılık ve doğruluk gelişir. ⭐
